EKOLOJİ BİR SUÇ UNSURU ARTIK VE HER ŞEY ANORMAL...

Ekoloji bir suç unsuru artık ve her şey anormal...

Ekolojinin yaşam eşiğini belirlediği bir çağda yapay olana karşı en değerli olan şey normali –yani, aslında olması gerekeni– benimsemek. Ekolojinin göz ardı edildiği böylesi bir siber çağda normali yaşayabilmek pek de mümkün gözükmezken durum gittikçe kötüleşmekte mi, yoksa tekinsiz olan ne varsa her şeye karşı umudumuzu korumalı mıyız, tartışmaya muhtaç. Fakat şunu biliyoruz en azından: Ekoloji bir suç unsuru artık ve her şey anormal.

Son cümleyi bana yazdıran sebep, Marek Sindelka’nın ilk romanı Anormal. Çek bir yazarla karşı karşıyayız. Sindelka, bu çağın edebiyatının iyi temsilcilerinden biri olmaya aday ve güncel edebiyatın en önemli özelliği olan farklı türleri birbirlerini etkiler derecede kullanan yazarlar arasına girerek Anormal’in tekinsiz suçlarla çevrili atmosferini yaratmakta. Bu, bitkilerin başrolde olduğu, sırtını ekolojiye yaslayan bir roman değil. Kitap, ekolojiye sırtımızı döndüğümüz böyle bir çağda bitkilerin işlediğimiz suçlara nasıl eşlik edebileceğinin çarpıcı bir örneği.

Tavşancılotu. Krystof’un çocukluğundan kalma, zihninden hiç çıkaramadığı otun adı. Tavşancılotundan çocukluğundan itibaren tehlikeli bir hayvandan korkar gibi korkan Krystof, bu bitkinin Prag’daki evlerinde kontrolsüz bir biçimde büyüyüp tüm evi sarması fikrinden kurtulamıyor. Annesi bunun asla gerçekleşmeyeceğini ona söylese de bitki kılığındaki hayaletlerden kurtulabilmenin mümkün olmayacağı fikri Krystof’un peşini bırakmıyor, böylelikle botanik ve gotik öğeler, arsız bir sarmaşığın dalları gibi tüm hikâyeyi nerdeyse ele geçiriyor.

Marek Sindelka

Korkusuyla, özellikle de kâbuslarında yüzleşmek zorunda kalan Krystof, bir şekilde tavşancılotu ile barışıyor. Sonrasında bu gizemli ot Krystof’un bir parçası olup nihayetinde onun hayatını ele geçiren bir varlığa dönüşüyor. Romanın bir diğer karakteri, Krystof’un çocukluk arkadaşı Andrej. İki arkadaşın arasındaki gerilimli ilişki romanın temposunun yükselmesine sebebiyet veriyor. Çünkü söz konusu olan şey çocukluklarına dayanan bir aşk ve kıskançlık. Geçmişlerinden kurtulamayan iki arkadaştan en çok Krystof bu durumdan etkileniyor ve sonuç olarak hikâye, telafi edilemez bir kötü sona doğru hızla ilerliyor.

Tavşancılotunun romanın kahramanlarından biri olduğunu da söylemeliyiz. Bu tuhaf bitkinin yarattığı suç ortamı ve yine bu bitkinin etrafında kesişen ölümler, Marek Sindelka’nın bu bitkiyi bir karakter gibi kullanmasını sağlamış.

Anormal’in distopik bir roman olduğunu söylemek biraz zor. Distopik hikâyelerin kriterlerinin –özellikle bozulan toplumu anlatan hikâyelere baktığımızda– Anormal’in yapısına pek uymadığını görüyoruz.  Romanda yaratılan gotik atmosfer bireysel bir hikâye etrafında yoğunlaştığından –buna Marek Sindelka’nın yer yer kullandığı şiirsel anlatımı da eklersek– son dönemlerde gittikçe yaygınlaşan ekolojik suç janrından bir roman okumamızı sağlıyor. Anormal, her satırıyla olağandışı düşüncelere ve duygulara dönük merakı cezbedecek.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın