"TUTUNAMAYANLAR" İLE "TEHLİKELİ OYUNLAR" ARASINDA BİR YERDE: İYİ Kİ DOĞDUN OĞUZ ATAY!

“Bize şimdi yeni bir hava getir, içinde bahar olsun…”

Oğuz Atay, 12 Ekim 1934’te Kastamonu’ya bağlı İnebolu ilçesinde, öğretmen Muazzez Hanım ve ağır ceza yargıcı Cemil Bey’in ilk çocukları olarak dünyaya geldi. Cemil Bey, Cumhuriyet Halk Partisi’nden VI. ve VII. dönem Sinop, VIII. dönem Kastamonu vekili olarak görev aldı.

İlk ve ortaokula Ankara’da giden Atay’ın bir dönem öğretmeni, annesiydi. Zaten yakın olan ikilinin ilişkisi daha da güçlendi. Muazzez Hanım anlayışlı, sevecen ve naif bir kadındı. Oğlunun duygusal ve kültürel altyapısını inşa ediyordu. Cemil Bey bu konularda toplumun yetiştirdiği baba figüründe ilerlemeyi seçerken Oğuz, annesinin kolları altında dürüst ve duygularının farkında bir çocuk olarak büyüyordu.

Sessiz, kendi hâlinde ve çok zekiydi. İnce espri anlayışıyla ilk gençlik yıllarına kadar karikatürler çizdi ve en iyi dostlarını kitaplar arasından seçti. Okulda da başarılı bir çocuk olan Oğuz, 1951’de bugün Ankara Koleji olarak bilinen Ankara Maarif Koleji’nden, 1957’de de İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Arkadaşı Turhan Tükel sayesinde Marksizm ve dolayısıyla yeni kitaplarla tanıştı.

Babasıyla ilk büyük çatırdamalarını da üniversite tercihleri sırasında yaşamışlardı. Cemil Bey, sanatın karın doyurmayacağını düşünüyor ve bunu sık sık dile getiriyordu. Oğuz artık çocuk değildi, ama babasına karşı da gelemezdi. İçinde biriktirdiği isyanı yazarak sağalttı. Annesinin oğlu olduğunu babasına bir mektubunda şöyle anlatıyordu:

“Çünkü ben, babacığım, biraz da duygularımın romantik bölümünü, sen kızacaksın ama annemden tevarüs ettim.”

1957-59 yılları arasında askerlik görevini yerine getirdi. Burada edebiyata olan düşkünlüğü sayesinde Vüsat O. Bener ve Cevat Çapan ile tanıştı. Döndüğünde Kadıköy vapur iskelesinin yapımında tamir ve kontrol elemanı olarak çalıştı. Çok geçmeden istifa etti ve bugün Yıldız Teknik Üniversitesi olarak bildiğimiz İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nin İnşaat Bölümü’nde öğretim üyesi görevini aldı. 1975 yılında Doçent unvanını alan Atay, Topoğrafya adını verdiği bir mesleki kitap yazdı.

Akademik çalışmaları yanında edebi yazılarına da devam ediyordu. Askerde edindiği dostluklar sayesinde iletişim kurduğu Pazar Postası’nda kapanana dek yazıları ve çevirileri imzasız yayımlandı. Dergide adıyla yer almıyordu, ancak Cemal Süreya, Attila İlhan, Turgut Uyar, Ece Ayhan ve İlhan Berk gibi pek çok isimle dostluklar kurmuş, edebi çevrede saygınlık kazanmıştı.

1972’de bugün popüler kültürün bir parçası olan Tutunamayanlar ilk kez yayımlandı. Romanı 1968’de yazmaya başlamıştı ve bitirdiğinde ilk kez Vüsat O. Bener okudu. Romanda geçen sızılı ve altı çizilesi yerlerden birinde şöyle diyordu:

“- Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric?

- Oklarımız bitene kadar efendim.”

Romanda, modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlâka, kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşan, tutunamayan kimselerin iç dünyasını konu almıştı. Eleştirmen Berna Moran’ın roman hakkındaki yorumu şöyleydi:

“Tutunamayanlar, hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı.”

Yine Moran’a göre, romandaki edebi yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışla aynı hizaya getirmiş ve çok şey kazandırmıştı.

1973’te ikinci romanı Tehlikeli Oyunlar yayımlandı. Ardından hikâyelerini Korkuyu Beklerken adlı kitapta topladı. Yine aynı yıl Oyunlarla Yaşayanlar adını verdiği oyunu, Devlet Tiyatrosu’nda sahnelendi. 1975 yılında da Prof. Dr. Mustafa İnan’ın hayatını konu ettiği Bir Bilim Adamın Romanı’nı yayımladı.

Bir sonraki çalışması, büyük projesi olan “Türkiye’nin Ruhu”ydu, ancak onu yazamadan beynindeki bir tümör sebebiyle 13 Aralık 1977’de, İstanbul’da hayata veda etti…

Oğuz Atay yazar olmak için çok çalışmış, ancak sağlığında hiçbir kitabı ikinci baskıyı görememişti. Onun değeri ölümünden yıllar sonra anlaşıldı. Tutunamayanlar romanı ile aldığı TRT Roman Ödülü, dünya gözüyle gördüğü tek ödül oldu. 1987’de Günlük, 1998’de Eylembilim adlı kitapları da yayımlandı. Eserlerinde düşle gerçeğin birbirine karışması, üstkurmacanın kurgunun ana ilkesi olması, onu postmodernist roman kategorisinde eser veren ilk Türk yazar olarak tanıttı. Günümüzde geniş kitlelerce tanınan Atay, eserleriyle sonsuzluktan payını almıştı.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın