• Ana Sayfa
  • Blog
  • Haberler
  • Karantina Günlerinden Yeni Sezon Hareketliliğine: Yeni Çıkan Kitaplardan Bir Seçki

KARANTİNA GÜNLERİNDEN YENİ SEZON HAREKETLİLİĞİNE: YENİ ÇIKAN KİTAPLARDAN BİR SEÇKİ

Geçtiğimiz mart ayında bir nevi “erken kapanış” yapan yayın sektörü, eylül ayı itibariyle tekrar hareketlenmeye başlayıp birbirinden iddialı kitapları okurla buluşturdu. Geçtiğimiz bir aylık süreçte çıkan kitaplardan bir liste hazırlayarak mahmurluğumuzu silkeleyelim istedik…

Osman, Ayfer Tunç

Her şey olmak isterken hiçbir şey olamayan, gün gün, adım adım hem servetini hem kendini tüketen bir adamın, Osman’ın hikâyesi bu roman. Pahalı markaların, lüks yaşamın gösterişine dalıp bir kültürün, bir sınıfın yok oluşunu, kendileri de o kültürle birlikte yok olmalarına rağmen fark edemeyen bir kuşağın çarpıcı hayatını anlatıyor Ayfer Tunç. Müzik stüdyolarından, araba galerilerinden, marinalardan geçip kapak kızlarının sert gerçekliğine çarpan… bir hafriyat kamyonunun gece yarısı yapayalnız bir adama çarptığı gibi çarpan bir hikâye.

Osman, uzun bir döneme yayılan eşsiz kurgusuyla edebiyatımızın en görkemli eserlerinden biri olmaya aday. Kapak Kızı’nı ve Yeşil Peri Gecesi’ni dinledik. Şimdi söz sırası Osman’da…

Bugün ayın kaçı, günlerden ne, berbat pansiyonların berbat odalarında çile doldurduğum kaçıncı gün, bilmiyorum. Zaman bir yerde koptu gitti, geceyle gündüzü ayırt etmem bile zaman alıyor artık, zaten bir önemi de yok. Beş parasızım, perişan haldeyim. Yarın ne yapacağım, nasıl sürecek bu yaşam, bilmiyorum. Allah’ım ben bu hale nasıl geldim? Düştüğüm bu halin sorumlusu kim?

Yetişkinlerin Yalan Hayatı, Elena Ferrante

Napoli Romanları ile tüm dünyada müthiş bir ilgi uyandıran Elena Ferrante, çok okunmasının ve sevilmesinin yanı sıra gerçek kimliğiyle de merak konusu olmayı sürdürüyor. Yapıtlarıyla 21. yüzyılın modern klasiklerini bir bir vitrine çıkaran Ferrante, Yetişkinlerin Yalan Hayatı’nda bizi insanın açmazını, aile bağlarının esnek dokularını keşfetmeye davet ediyor.

Napoli tepelerinde ayrıcalıklı bir çocukluk geçiren Giovanna, günün birinde babasının onu kötü şöhrete sahip, yıllardır görüşmediği kardeşine, Vittoria Hala’ya benzettiğini işitir. Bu beklenmedik bağlantıdan rahatsızlık hisseden genç kız, ailesinin geçmişini araştırmaya koyulur. Şehrin yoksul mahallelerinden birinde yaşayan halasını aramaya çıkar ve anne babasına duyduğu güven ve sevgi sarsılır. Giovanna şehrin birbirinden korkan ve tiksinen iki zıt bölgesinde avutulduğu görüntüyü değil, gerçeği aramaktadır: Biri nezaket maskesi takan yukarı Napoli, diğeri aşırılık ve bayağılığın mekânı aşağı Napoli. Bu ikisi arasında gidip gelirken, ikisinin de cevap veremediği veya kaçındığı gerçekle allak bullak olur. 

Yetişkinlerin Yalan Hayatı, Ferrante tutkunlarının tadını iyi bildikleri yeni bir haz eşiği, yeni bir hikâye.

Dar Yol, Peride Celal

Fenerbahçe’den Kalamış’a sahil bir genç kızın kaşları, iki yaydır. Cenan buralarda bir ceylan. Seke seke, ürkek, meraklı. Aşka ve kadınlığa… Giysilerini geren göğsünün diri yuvarlaklarının; taze, kırmızı ağzının; kara gözlerinde beliriveren sebepsiz heyecanların, ihtirasların, korku ve şüphelerin habercisi olduğu “kendi fırtınasının” vaktine sabırsız…

Âşık da: Teyzesinin kızı Meliha’nın kocası Raif… Çocukluk arkadaşı Ahmet ise ona… Geçirdiği kalp krizinden sonra bu sayfiye semtinde taşınan yeni komşuları yazar Sedad Kemal de onun genç kızlığına, tazeliğine, dokunulmaz tenine âşık, geçiveren gençliğinin hasretine…

Gönlü çırpınan, şakıyan, daldan dala konan bir kuş, çevresindeki tüm erkekleri yakan bir alev Cenan. Annesi ve Nilüfer Kalfa’dan ibaret bir akvaryumdan denizlere doğru yalpalamakta… Bir ölüm… Duacısı olduğu değil, beklenmedik… Evlerinin önünden yolun Moda’ya uzanması gibi o da oraya açılacaktır artık. Düşlerinden aceleci davranmaktır hayat, öğrenecektir. İlk kez 1949’da yayınlanan Dar Yol’u Peride Celal’in romancılığında bir dönüm noktası olarak nitelendiren Selim İleri’nin ifadesiyle “Yarının, “öz” edebiyata gönül vermiş okurları, Peride Celal’in büyük yazı emeğine şaşıp kalacaklar, hayranlık duyacaklar.”

Blöf, Michael Kardos

Kader mi, hile mi, sihir mi?

Natalie 27 yaşında bir sihirbaz. İskambil kartlarının yanı sıra kariyerini sabote etme konusunda uzman. Sihirbazlık dünyasının zirvesindeyken kendi elleriyle hayatını alt üst etti. Şimdi New Jersey'deki dairesinde kumruları ve ödeme tarihi çoktan geçmiş faturalarıyla yaşıyor. Biraz para kazanma umuduyla çıktığı yolda karşısına büyüleyici bir kadın çıkacak. Üstelik kadının ona müthiş bir teklifi var. Natalie'nin kaderini kökten değiştirebilecek bir teklif. Tek yapması gereken milyon dolarlık bir sihrin gerçekleşmesine yardım etmek. Zaten Natalie'nin kaybedecek neyi kaldı! Pokerin hayat oyununa, sihrin geleceğe hükmettiği, beklenmedik sürprizleriyle müthiş bir hikaye: Blöf.

“Michael Kardos’un en az yarattığı karakterleri kadar kıvrak ve kurnaz romanı Blöf, ustaca kaleme alınmış bir el çabukluğu hikayesi. Elinizden bırakamayacağınız en âlâsından bir gerilim ve macera performansı. Sihrin dünyasına giriyorsunuz, hazır olun!”

- Megan Abbott

Kaybolan, Tarık Tufan

Tarık Tufan, hatıralarla yüzleşmenin, ilk aşkın ve kendini aramanın evrensel hikâyesini anlatıyor. Kaybolan, yaralı dünyalarda, kırık hayatlarda, saklı hüzünlerde ve İstanbul sokaklarında dolanan bir roman. Hayatın en çetrefilli meselesi, çözülmesi en zor sırrı, gerçekte kim olduğumuzdur. Çünkü herkes hayatının bir yerinde kaybolur. Bazıları kendisini bulabilmek için önce çok eskiden kaybettiklerini bulmak zorundadır. 

“Utanmayı bir kenara bırakıp gerçeği itiraf ettiğim bugün bile hâlâ kendi hayatımı değil, başkalarının hayatını yaşıyorum. Fason hayat. Bir gece düşüncelere dalmış boğuşurken aklıma geldi bu laf; o gün bugündür böyle tanımlıyorum, sipariş üzerine yaşanmış, ısmarlama, düşük maliyetli, fason hayat. Doğum günümde sadece bunun hayal kırıklığını hissettim. Uzunca bir vakit kayıtsız kalmaya çalıştığım hatalarım için şimdi pişmanlık, hüzün ve keder duyuyorum. Her şeyin başka türlü olmasını arzu ederdim, olmadı. Artık kim olduğumu, kimin için yaşadığımı doğru dürüst düşünemiyorum bile.”

Kaybolmanın döngüsüne sıkışmış bir adam ve iki kadın. Kendilerini bulabilmek için çıkışı ararlarken ödeyecekleri bedel gitgide büyüyor. 

Reenkarnasyon Blues, Michael Poore

Tek aşkı Ölüm’le birlikte olmak için reenkarnasyonla bir yaşamdan diğerine geçen bir adam ve onun tuhaf bir biçimde ilham verici hikâyesi.

Ebedi yaşamın bedeli aşktan vazgeçmek olsaydı ne yapardınız? Reenkarnasyon Blues, biricik sevdiceği Ölüm’e (ete kemiğe bürünmüş ve kendisine Suzie denmesini tercih ediyor) kavuşmak için ölümsüzlüğün sırrı arayışında, neredeyse on bin defa reenkarne olmuş Milo’nun hikâyesi. Yaşamın ve aşkın sırlarını kurcalayan bu tuhaf ve karanlık, komik olduğu kadar derin, çılgınca yaratıcı komedi Neil Gaiman ile Kurt Vonnegut’u buluşturuyor. Bizleri antik Hindistan’dan uzaya, Rönesans İtalya’sından günümüze taşırken, zamanda, mekânda ve insan kalbinde yolculuğa çıkarıyor.

“Hem mancınıkla fırlatılarak hem araba kazasıyla ölmeyi becerebilmiş bir adam hakkında okuyabileceğiniz en komik şey.” NPR 

Muhammed Ali: Amerika’ya Karşı 1966-1971, Leigh Montville

Muhammed Ali, 1960’ların sonlarında genç, başarılı, atılgan ve hayranlık duyulan biriydi, ancak bazı çekinceler vardı. Çok az insanın açık konuşabildiği bir dönemde cesur bir Afro-Amerikan genciydi. Köle ismi olduğu için Cassius Clay’i reddetti ve Müslüman olup Muhammed Ali ismini aldı. 1966’da askere çağrıldığında dini ve vicdani nedenlerle orduya katılmayı reddetti ve ringdeki tüm karşılaşmalarından daha büyük bir kavgayı tetikledi. Muhammed Ali okun ucuydu, vicdani ret hareketinin somutlaşmış hali oldu. Haziran 2016’da Muhammed Ali’nin ölümüyle birlikte dünya bir kahramanı, bir ağır sıklet şampiyonunu, bir Olimpiyat madalyasını, bir ikonu ve Amerika’nın büyüklüğünü temsil eden bir adamı hatırladı. New York Times’ın çok satan yazarı Leigh Montville, Muhammed Ali Amerika’ya Karşı’da derinlere gömülmüş bir hikâyenin büyüleyici tarihçesini anlatıyor.

Safsatalar Ansiklopedisi, Immanuel Tolstoyevski

"İnsan akılcı düşünen bir hayvan değildir, düşüncelerini akıl kılıfına uyduran bir hayvandır."

- Robert Heinlein

• Safsata bilgisi sizi neden daha mutsuz edecek? (veya: “Bu kitabı niye okumamalısınız?”)
• Hangi safsataların Latincesi size ortamlarda puan kazandırır? (veya: “Niçin bu kitabı okumuş gibi yapmalısınız?”)
• Ad hominem nedir hepimiz öğrensek, Demokrasi Endeksi'nde 36 sıra atlayıp Papua Yeni Gine’ye yetişir miyiz? Almanya kıskançlığından ne yapacağını şaşırıp bir dünya savaşı daha başlatır mı?
• Neden bizden bir “Devlet”, bir “Retorik”, bir “Organon” çıkmamış?
• Yunan bu işlere 2300 sene önce başladıysa, niye bugün Mars'ta sirtaki yapmıyor, yerçekimsiz ortamda tabak çanak kırmıyor?
• İnsanlık Mars kolonisinden bahsedecek kadar ilerlemişken, insan niye binlerce yıldır yerinde sayıyor?
• En son ne zaman bir tartışma sonucu temel bir inancınızı değiştirdiniz?
• Akıl yürütme, davranışlarınızın başlangıcı mıdır sonu mu?
• Zihninizin sürücü koltuğunda mısınız, yolcu koltuğunda mı? Bagajda kilitli misiniz -metafordan çıkamıyorum, yardım edin- yoksa olan biteni yan şeritteki tıka basa dolu otobüsten mi izliyorsunuz?
• Bonus: Sizi bu kitabı almaya ikna edemeyeceksem, ne diye akıl yürütme hakkında kitap yazayım? 

Mantık, inanç, tartışma, özgür irade, evrimsel psikoloji, grup dinamikleri, retorik, öykücülük, aşk, şehvet, intikam… Reytingler için gereken ne varsa hepsini içeren bu geniş coğrafyaya safsata kapısından girmeyi deneyen ilk kişi ben değilim elbette. Aristo denen bir genç hepimizden evvel davranmış. Lakin bizim içeri girince yapacaklarımız biraz farklı.

Kendimizi akıllı sanıyoruz ama bizi sürekli batıla, ezbere, sloganlara, kutuplaşmaya, kalabalığın aptallaştırıcı huzuruna çeken bir yanımız var. Amacım "memleketi kurtarmak" veya içinizdeki o maymundan bir übermensch yaratmak değil. Bu kitabın asıl amacı, Delfi’deki Apollon Tapınağı’na 2500 sene önce kazınmış o meşhur öğüdü yerine getirmek: 

"Taşa oturma! 

P.S.: Kendini de tanı biraz."

Keşke Unutsam, Bihter Dinçel

“Elinde tutmuş olduğun kitabı bir kuzgun yazdı. Kapakta adı geçen kadın, ben dosyamı kafamda tamamlayınca yazıya dökme konusunda bana yardımcı oldu, o kadar. Emsalim olmadığı için adımı kapağa yazamazlarmış, öyle dediler. Ben bu ‘emsalsizliği’ iltifat olarak kabul ettim efendim ve, ‘Peki tamam, kadının adı olsun!’ dedim. Bu sebeple kapakta Kadının Adı Var.”

Kuzgun. 

Geçirdiği kaza sonrası hafızasını kaybeden bir kadın, komadan yeni çıkan bir adam ve yıllar yılı hastanenin bahçesinde binbir hikâyeye şahitlik eden bir Kuzgun’un yedi gün, yedi renk macerasına hoş geldiniz! İnsanlar birbirleriyle tanışırken önce isimlerini söylerler, sonra ellerini uzatıp tokalaşırken, “Çok memnun oldum,” derler. Peki bu işteş eylemin tarafları kim olduklarını, geçmişlerini, hatta isimlerini dahi hatırlamıyorlarsa? Onlar ortak kaderlerine ağlamak yerine bunu, hatırlamalarına yardımcı olacak eğlenceli bir oyuna çevirmeye karar verirler: “Senler ve Benler Oyunu.” Her gün aynı bankta, aynı saatte buluşup başka yaşamlara, geçmişlere dahil olurlar.

Oyuncu ve yazar Bihter Dinçel toplumsal hafızanın süzdüğü tortuların izinde, “neyi”, “nasıl” hatırladığımızı irdeliyor. İncelikli üslubuyla rotasını hepimizin hatırladığı, tanıdık bir geçmişe kırıyor ve kırılmış hayallere, tamiri mümkün yaralara, hakkıyla yaşanamamış aşklara hak ettikleri itibarı iade ediyor. Eski ve yeninin, hatırlamak ve unutmanın harmonisinin başrolde olduğu Keşke Unutsam’ın tesirli kurgusu, okurunu sonu başka başlangıçlara gebe bir maceraya davet ediyor. 

Malorie - Bir Kafes Romanı, Josh Malerman

Kafes’in gerilim dolu devam kitabı Malorie’de Josh Malerman, okurları gözle görülemeyen dehşetlerle burun buruna getiriyor. Malorie’nin iki çocuğuyla birlikte bir nehri aşarak güvenliğe kavuşmasının on iki sene sonrasında, akıl sağlığıyla deliliği ayıran tek şey hâlâ bir gözbağıydı. Dünyayı ele geçirmiş olan yaratıklara atılan tek bir bakış, insanların akıllarını yitirip kendilerine ve etraflarındakilere zarar vermelerine neden oluyordu. Bu yaratıklara ne bir açıklama getirilmişti bugüne dek ne de bir çözüm bulunmuştu.

Malorie’nin elinden gelen tek şeyse hayatta kalmaktı. Ve çocuklarının da hayatta kalmasını sağlamak. Derken Malorie ona imkânsız gibi görünen bir haber alacaktı. Bu haberle birlikte, çok ama çok uzun zamandır ilk kez umudun tadına bakacaktı. Canından çok sevdiği, onun için çok şey ifade eden ve bugüne dek öldüğünü sandığı birileri hayattaydı. Ve onlara ulaşabilmesi için Malorie’nin o güne dek çıktığı en tehlikeli yolculuğu yapması gerekecekti. Hayata dair her şeyi kitaplardan öğrenmiş olan Olympia ve yaşadıkları hayatın kolaylaştırılabileceğine inanan mucit Tom’la beraber bir kez daha yaratıkların ve eski dünyanın deliliğine sahip insanların arasına adım atacaktı. Ve Malorie’nin acı bir şekilde öğrendiği gibi, bazen insanlar yaratıklardan bile daha korkutucu olabilirlerdi.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın