ÇÜNKÜ ÇOCUK KİTAPLARI OKUMAK, YETİŞKİNLERİN UMUDUNU DİRİ TUTAR

Soldan sağa: Damla Karakuş, Selim İleri

Fotoğraf: Soner Kalemciler

Ne zamandır üzerine düşündüğüm bir konu var: Çocuk kitapları! Neden çocuk kitapları okuyoruz? Yetişkinler neden okumalı? Pandeminin başlangıcından beri bizi içine çeken belirsizlik ve içimde karşı koyamadığım çocukluk yıllarımın özlemiyle, kendimi yeniden çocuk kitaplarına dönerken buluyorum. Belki de ruhum hep oralarda geziyor, kimbilir! Küçük Prens, Şeker Portakalı, tadına doyamadığım masallar... Hepsinin gölgesinde soluklanıp yeni kararlar alıyorum. Ben de yoluma bakıyorum. Yol akarken yanımdan geçen ağaçlar, gökyüzündeki uçurtmalar, yanı sıra salınan ipi çocuk ellerimden kaçmış balonlar, kanat çırpan her kuşun rüzgârla bir olup anlattıkları… Hepsi öyle anlamlı ve ruhuma öyle iyi geliyor ki! Sonra fark ediyorum, ben, o kitapların değerini şimdi gerçekten anlıyorum. Çünkü hayatın dengesi işte böyle kuruluyor; duruyor, düşünüyor ve anlıyorsun. Zaten hep anlarsın. Başka bir yolu olmaz. Evet, hep. Olmaz!

Ne diyordum? Evet, anlamak! Fil yutmuş boa yılanını, gülünü neden korumak gerektiğini, yeni gezegenler keşfederken insanın dünyasının hafızasına kazınan her anıda yeniden kurulduğunu, Zeze’nin kalbini yakanların gün yüzü kadar gerçek olduğunu, hayatta bazen neden şeker portakalından başka meyve olmadığını anlıyormuşsun. Çocukken neden sevdiğimizi bilmeden sevip okuduğumuz hikâyelerin, biz yol alırken kalbimizi büyüttüğünden haberimiz olmuyormuş çünkü. Meğer insan şu dünyada kalbini büyütmek için bazen de çocuk kitaplarına sığınıyormuş...

Ben sığınmışım en azından. Elde var bir. Tabii benim bu romantik bakış açımın yanında başka sebepler ve değişen dünya düzeninin gerçekleri de var. Düşününce hangimizin çocukluğu eskimiyor ki! Hâl böyle olunca peşinden koşulanların anlaşılmazlık seviyesi de çocukluğunla doğru orantılı büyüyor. Sen görmeyince sanıyorsun ki öyle bir çırpıda, hiç üzerine kafa yormadan büyüyorsun. Halbuki hani anlam veremediğimiz baş ağrılarımız var ya, işte hep bundan.

Peki, çözüm çocuk kitapları mı gerçekten?

Bu soruyu kendime soruyorum önce. “Neden olmasın?” diye bir başka soruyla yanıtlıyorum kendimi. Evet, neden olmasın? Hayat bir döngüyse, yaşadığımız her anın tılsımı sonraki yıllarda anlaşılmak üzere evrende bir yere saklanmışsa, neden olmasın?

Hafızamın bir köşesine Katherine Rundell’in kaleme aldığı Domingo Yayınları’ndan çıkmış Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız kitabı gelip yerleşiyor. Şöyle diyor Rundell:

"Çoğu yetişkin, okuma sürecinin tek yönlü  işlemesi gerektiğini düşünür zira bunun aksi gerileme, olgunlukta geriye gitme olarak görülür. Önce PeterveJane denen çift başlı canavarı, ardından Narnia'yı aşıp Patrick Ness ile devam edersiniz... Derken yetişkin edebiyatına geçerek zafer kazanır, sonra da hep orada kalır, bir daha asla geriye dönüp bakmazsınız çünkü geriye bakmak mevki kaybetmek demektir. 

Ama insan yüreği tren gibi düz bir hatta ilerlemez. Okuma serüveni böyle bir şey değil, en azından benimkisi böyle değildi. Çocuk edebiyatını ıskartaya çıkarırsak, yetişkin gözüyle okuduğumuzda farklı bir simya yakalayacağımız zenginliklerle dolu bir mücevher kutusunu ıskartaya çıkarmış oluruz."

Soldan sağa: Damla Karakuş, Şeniz Baş

Fotoğraf: Soner Kalemciler 

Sonra kendi düşüncemin ve okuduklarımın dışına taşıp bu işi severek yapan, çok sevdiğim insanlara danışıyorum. Çocuk kitapları yazarı ve editör Şeniz Baş ile telefonlaşıyoruz önce. Sıcacık sesinin sonuna hemen sorumu ekliyorum. Şöyle yanıtlıyor beni:

Çok küçük yaşlarda okumaya başladım. O günden itibaren de çocuk kitapları okumayı hiç bırakmadım, Damlacığım. Kitaplığımda birçok rafı onlar kaplıyor. Kitaplar bana hayatta başka yollar, başka hayatlar, başka düşünceler olabileceğini gösterdi. Kendi çevremin bana sundukları dışında yepyeni, ilginç olaylar, bakış açıları…”

Böyle söyleyince içimde sorular fokurdamaya başlıyor. “Peki, diyorum, çocuk kitabı okumak sizce neye benziyor?”

“Çocuk kitabı okumak güneşli bir günde, evren net, pırıl pırıl önünde uzanırken, sonsuzluğa uzanan bir vadide yürümeye benziyor. İmalar yok, tertemiz bir dil. Sonsuz olasılıklar önünde uzanıyor, yaşamak istediğin her macera bir köşede seni bekliyor. Bir yetişkin olarak sana dünyanın renklerini, çocukken önem verdiğin, kendine ilke edindiğin değerleri, yetişkin hayatının kabullenilmişliklerinin aslında zorunluluk olmadığını, dayanışmanın, mücadele etmenin, paylaşmanın güzelliklerini hatırlatıyor.” diye yanıtlıyor beni. İçimde başka dünyaların kapıları aralanıyor sanki. Ardından ona neden çocuk kitapları yazdığını da soruyorum.

Yanıtı şu:

“Çocuk kitapları yazmamın nedeni çok, ama öncelikli nedeni çocuk kitapları okuyor olmam. Ezcümle, çocuk kitabı okumak bir yetişkini tazeler, umudunu diri tutar, sevgiyi yeşertir.”

Soldan sağa: İsmail Kün, Damla Karakuş

Telefonu kapattığımda mırıldanmaya devam ediyorum: “Çocuk kitabı okumak, yetişkinlerin umudunu diri tutar.” Yazım, başlığını kendinden doğuruyor. Bazen küçücük bir konu hakkında saatlerce, belki günlerce düşünebilirim. Belki de diyorum, biraz daha gerçeklere, günümüz dünyasına dönersem, arası açılan nesillerin birbirlerini kovalamadan yakalamaları için gerekiyor çocuk kitapları. Hani büyüklerimiz diyor ya hep, “Ah şu yeni nesil!” diye. İşte belki de yetişkinler bir yandan da o nesli yakalamak için okumalı çocuk kitaplarını. Bu konuda ne düşündüğünü çok merak ettiğim sahaf İsmail Kün’ü arıyorum hemen. Tarsus’tan buralara mis gibi portakal çiçeği kokuları yayılıyor, her konuşmamızda olduğu gibi. O da şunları söylüyor toparlamak gerekirse:

“Neden mi çocuk kitapları okumalıyız? Öncelikle çocuklarla daha güzel ve faydalı veya inandırıcı bir iletişim kurmak için, hep bahsedilen ama hiç nedenini sorgulamadığımız “içindeki çocuk” meselesini doğru yerden yeniden düşünmek için. Şu her geçen gün dayanılması daha da zor olan hayatı, katlanabilir kılmak için, ama en önemlisi gülmek için çocuk kitapları okumalıyız. Çünkü gülmek hâlâ insanın en güzel kalabilmiş özelliği. Bir de şunu ekleyeyim: Çocuğumuzla birlikte yeniden büyüme şansı elde etmek için de çocuk kitapları okumalıyız.”

 

Nur İçözü 

Bu konuşmadan sonra beynimde “içindeki çocuk” ifadesi bir süre daha çınlamaya devam ediyor. Ardından çocuk kitapları yazarı sevgili Nur İçözü’nden de şöyle bir görüş alıyorum:

“Unuttukları çocukluklarının düş ve düşünce dünyasını yeniden anımsamak için yetişkinlerin çocuk kitapları okuması önemli. Çocuk kitapları da okur olma yolunda ilerlemekte olan çocukların düş ve düşünce dünyasını rahat dile getirmeleri açısından çok önemli. Dil becerileri, dilin çeşitli oyunları ancak çok kitap okuyarak içselleştirilir…”

Füsun Çetinel 

“Unuttukları çocuklukları” ifadesi üzerine düşünürken yine çocuk kitapları yazarı Füsun Çetinel ise şöyle bir yorum yapıyor bu konuda:

“Yetişkinliğin öğrenilmiş kalıplarından sıyrılmak, yeniden çocuk cesaretine kavuşmak, farklı düşünmek ve umudumu kaybetmemek için çocuk edebiyatı okuyorum.”

Soldan sağa: Özgür Özgülgün, Damla Karakuş

Fotoğraf: Doğa Onat

Bu konuşmadan da aklıma “yeniden çocuk cesaretine kavuşmak” ifadesi kazınıyor. Bir başka konuşmayı da yine bir çocuk kitapları yazarı sevgili Özgür Özgülgün ile yapıyoruz. Onun düşünceleri yaşadığımız gerçeklere daha da yaklaşıyor. Şöyle başlıyor:

“Hani yetişkinlikler çoğu zaman kendi aralarında sohbet ederlerken jenerasyon farkından dem vururlar ya. Yeni neslin kendilerinden çok farklı olduğunu ifade eder ve hızlıca birbirlerine hak verirler. İşte bu tip durumlar sosyolojik değerlendirmelerin ilgi alanı. Farklı disiplinlerin işin içinde olduğunu görmezden gelemeyiz. Eğer bu neslin takip ettiklerini, izlediklerini, okuduklarını görmezden gelip kuru kuru ahkam kesersek, neslin gerisinde kalmak kaçınılmaz oluyor. Son zamanlarda durum bundan ibaret sanki.”

Sonra pandemi de yansıyor konuşmamıza. Şöyle devam ediyor Özgülgün:

“Dünya hızla değişiyor ve yeni düzene geçiliyor. Eğitim öğretim uzaktan ve online modele dönüyor. Belki bu online dönüşler kitap dünyası için korkulu rüyaya dönüşecek ya da geçici kaygı olarak zamanı tüketecek, ama şu bir gerçek ki okuma alışkanlığı ve bilgiye ulaşmak çok hızlandı. Tek tuş ve bilgi kaynakları fazlalaştı. İçinde yaşadığımız dünyanın hikâye teknikleri, kurgu, dramatik yapı ve anlatım tarzları farklılaştı. Daha iyi anlamak ve kavramak adına bir çocuk yazarı olarak benim sorumluluğum takip edip öğrenmek. Bir doktor için de bir öğretmen ya da yönetici için de aynısı gerekliyse bu birbirine paralel olarak devam eder. İş bu matematikten yola çıkarak “Neden çocuk kitapları okumalıyız?”dan daha önemlisi, “Bol bol çocuk kitapları okumalıyız!”a döner. Bu, anlamak ve daha iyi kavramak için başlangıç kabul edilebilir. Ne kadar yetişkin, bilge, usta ve eğitmen olursak olalım bol bol çocuk kitapları okumalıyız diyenlerdenim...

Sence haksız mıyım?”

Hayır, elbette haksız değil. İnsan ne kadar büyürse büyüsün içinde bir yerlerde bazen canı çok yanan, bazen de sevindikçe sevinen bir çocuk var. Kuşkusuz her adımımız önce o çocuğu memnun etmek için.

Selim İleri ile

Fotoğraf: Soner Kalemciler 

İçimdeki çocuğu memnun etme fikri bu denli su yüzüne çıkınca hem edebiyatımız hem benim için çok özel bir ismi daha arıyorum: Selim İleri. Onun yanıtı oldukça kısa ve net:

“Çocuk kitapları bize iyilik aşılar, Damlacığım. Sevgi ve gönül eğitimi için, içimizdeki çocuğu yitirmemek için okuruz…”

Bir yanım içimdeki çocuğu bir gün yitirmekten korkarken bir yanım şimdi onu gözlerini dört açmış hâlde tuttuğu için sevinçli. Dilimi ısırıp şimdi anlamını kavradığım çocuk kitapları kahramanlarıma içimden kırmızı balonlar gönderiyorum; ipini kaçırmadan, kendi isteğimle.

Şimdi sona gelmişken sormadan geçmek istemiyorum: Peki siz hangi çocukluk kahramanınızı şimdi anladınız?

İçinizdeki çocuğu en son ne zaman memnun ettiniz?

Benim içimdeki çocuk, bu yazıyı Dünya Çocuk Kitapları Haftası’nda hazırladığını fark ettiği için şimdi memnun. O zaman bu güzel hafta, çocuk kitaplarına karşı koyamayan, içindeki çocuğu memnun etmek için çalışmaktan hiç vazgeçmeyen herkes için kutlu olsun…


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın