MUTLAKA OKUMANIZ GEREKEN JOSE SARAMAGO KİTAPLARI


Jose Saramago Kitapları Listesi


Özellikle pandemi sürecinde en çok okunan kitaplardan biri olan “Körlük”ün yazarı Jose Saramago, yoksul bir köylü ailenin oğlu olarak büyür. Maddi sorunlardan sebep okulu bırakır. Makinistlik eğitimi alır. Yazarlığıyla tanınana dek teknik ressam, editör, redaktör ve çevirmen olarak pek çok yerde çalışır. Yine bir yayınevinde, yayın hazırlığı ve üretim departmanında da yer alır. Diari ve Lisboa gazetelerinin kültür editörü olarak çalışan Saramago, siyasi yorumlar da yazar. Portekiz Yazarlar Birliği’nin yönetim kurulunda da görev aldıktan sonra, 1976 itibarıyla kendini kitaplarına verir.

Günah Ülkesi adını verdiği ilk romanı 1947’de yayımlanır. 1998’de ise Körlük adlı eseriyle Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülür. Eserlerinde kullandığı muzip dille ve düzyazılarında noktalama işareti olarak sadece nokta ve virgül kullanmasıyla dikkat çeker. Saramago, 87 yaşında hayata veda eder…

Körlük

Distopik eserlere ilgi duyanların elinden düşürmediği Körlük, yayınlandığı günden bu yana adından söz ettirmeye devam ediyor. Portekiz’li yazar José Saramago’ya 1998’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran eser, konusuyla olduğu kadar zekice kurgulanmış karakterleriyle de dikkat çekiyor. Dönemin liberal demokrasi anlayışına bir eleştiri mahiyetinde kaleme alınan roman, insanların giderek bencilleşip olaylar karşısında duyarsızlaşmasını körlük metaforu etrafında işliyor.

Baştan sona heyecan verici olayların birbirini takip ettiği, güç ve iktidar oyunlarının insanlarda yarattığı vahşeti gözler önüne seren bu roman karşısında, bugünün toplumlarını düşünmeye başlayacaksınız. Kimbilir; belki de insanlığın sonunu, yine gittikçe duyarsızlaşan insanlığın ta kendisi getirecektir.

Körlüğün Getirdiği Kaostan Doğan Yeni Bir Düzen…

Olaylar, isimsiz bir ülkenin isimsiz bir şehrinde geçer. Zira, kişilerin kim olduğu önemsizdir. Bir gün otomobili ile ışıklarda duran isimsiz bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken aniden körleşir. Ancak bu sıradan bir körlük değildir. Çünkü gözleri karanlığa değil, aydınlığa, yani beyaza bürünür. Ne yapacağını şaşıran adam doğruca hastaneye gider. Körlük maalesef bulaşıcıdır. Kendisini muayene eden doktor da bundan nasibini alır. Derken, bu hastalık tüm şehri etkisi altına almaya başlar. Hükümet ise körleşen halkı hapishaneden bozma bir yerde karantinaya alır.

İşler buradan sonra değişir. Çünkü hükümet, hastalığı kontrol altına alamamaktadır. Her geçen gün artan kör sayısı, karantinadaki nüfusu artırmaktadır. Bu ise güç dengelerinde değişime neden olacaktır. Karantina bölgesinde çeteler oluşmaya başlar. Herkesten haraç kesen bu çeteler, insanları öldürmekte ve onlara tecavüz etmektedirler. Tüm bunları yakından izleyen ise doktorun karısıdır. Körlük hastalığına yakalanmayan tek kişi bu kadındır. Kocasını yalnız bırakmamak için kör taklidi yaparak hapishaneye girmiştir ve buradaki tüm vahşete tanıklık etmektedir.

Bir gün, hapishanede çıkan yangın sonucu insanlar karantina bölgesinden kurtulmayı başarırlar. Artık ülkede kör olmayan kimse kalmamıştır. Yeni bir düzen yaratmalı ve bu düzene ayak uydurmayı başarmalıdırlar. Peki, ama nasıl?

Görmek

Kendisine Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran Körlük adlı yapıtı ile dünya çapında geniş bir okur kitlesine ulaşan Jose Saramago, Görmek romanı ile bu kez de okurlarını hikâyenin devamına tanıklık etmeye çağırıyor. Fakat halk körlükten kurtulup gözlerini açtığında, işler hiç de beklendiği gibi yolunda gitmeyecek…

Körlük’ün devam romanı olarak 2004 yılında okurlarıyla buluşan Görmek, yazarın özgün tarzını ve kurgu alanındaki gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Distopik roman kategorisinde dünyanın en güçlü eserleri arasında gösterilen bu yapıt, aynı zamanda dünyadaki toplum ve yönetim sistemlerine dair ufuk açıcı bir rehber niteliği taşıyor.

Kabil

Portekiz edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından olan Jose Saramago, Kabil adlı yapıtı ile kaleminin eşsiz gücünü bir kez daha ortaya koyuyor. Okurları ile ilk kez 2009 yılında buluşan Kabil romanı, “günah” ve “adalet” kavramlarını temel alan çarpıcı kurgusu ile inanç olgusunun sır perdelerini aralıyor. Tarih, edebiyat ve felsefeyi ustalıkla bir araya getiren Kabil, kutsal kitaplardaki anlatılardan yola çıkarak insanoğlunun geçmişten bugüne uzanan dolambaçlı yolculuğuna ışık tutuyor. 

Gerek yönetim biçimleri gerekse de dinlere dair cesur sorgulamaları nedeniyle defalarca ağır eleştirilere maruz kalan Saramago, otoriteye karşı en büyük kozunu Kabil yapıtı ile gösteriyor. Kabil’de Eski Ahit’teki kadim hikayeleri alaycı fakat gerçekçi bir şekilde yeniden ele alan yazarın, romanın yayımlanmasından sonra Katolik Kilisesi ile ciddi sorunlar yaşadığı biliniyor.

Kabil ile Sonsuz Bir Yolculuğa Çıkmaya Hazır Olun!

Kitaptaki olaylar, insanlığın en eski ve klasik hikâyelerinden olan “Habil ve Kabil” anlatısı ile başlıyor. Âdem ve Havva’nın ikiz oğullarından biri olan Kabil, bir gün kıskançlığından dolayı kardeşi Habil’in canına kıyar. Bunun üzerine Efendi (Tanrı), onu lanetleyerek zaman ve mekânın bulunmadığı bir sürgün cezasına çarptırır. Kabil’in bugün ve gelecek arasındaki sıradışı yolculuğu böylece başlamış olur.

Kabil, yolculukları esnasında kendi devrinden sonra oluşan tüm kutsal anlatıların iç yüzüne tanıklık ediyor. Lut kavminden İshak peygambere, Lilith’ten Musa ve Nuh peygamberlere kadar pek çok ismin de dahil olduğu bu yolculuk, bilinen tüm kıssadan hisseleri unutturan sorgulamalar eşliğinde sürüp gidiyor. Tüm bu süreçte Kabil’in aklındaki asıl soru işaretini ise şu oluşturuyor: Efendi, masumların zulme uğramasına ve iyiliğin de kötülükle birlikte cezalandırılmasına neden müsaade ediyor?

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayal kırıklığı ve kaosa bırakır.

İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner.

Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’u, başladığı gibi bitiriyor: “Ertesi gün hiç kimse ölmedi.”

Bilinmeyen Adanın Öyküsü

“Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver.”

Bilinmeyen adaların kalmadığına inanılan bir dönemde bilinmeyen ada arama cesaretine sahip bir adamla böyle bir cesareti görüp hayatını değiştirebileceğine inanan bir kadının büyük usta Saramago’nun eşsiz anlatısında edebiyat tarihine geçen yolculukları böyle başlar. Emrah İmre’nin Portekizceden çevirisi ve Birol Bayram’ın desenleriyle okurun minör başyapıtlarından olacaktır Bilinmeyen Adanın Öyküsü.

“(...) ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, Bilmiyor musun ki, Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin, (...)”

“Saramago görünüşte sade bir öyküyü basit bir dille ve masum karakterlerle aktarıyor; okurlar, hayalperestler ve âşıklar psikolojik, romantik ve toplumsal altmetinleri fark edecektir.”

- Publishers Weekly -

Filin Yolculuğu

16. yüzyılda, Portekiz kralı III. João, kuzeni Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Maximilian’a hediye olarak Süleyman adında bir fil gönderir. Kıta Avrupası’nın en batısından, Lizbon’dan Viyana’ya doğru yola çıkan bu fil ile bakıcısı yoksul Subhro’nun tuhaf yolculuğunun hikâyesidir Filin Yolculuğu.

Saramago her zamanki ince mizahıyla, muhteşem metaforlarıyla ve insana dair gözlemleriyle olağanüstü bir yolculuğu anlatıyor.

Kopyalanmış Adam

Tertuliano Máximo Afonso boşanmış, karamsarlık içinde tekdüze bir yaşam süren bir tarih öğretmenidir. Keyfi biraz yerine gelsin diye arkadaşlarının önerdiği bir filmi videoda izlemek üzere alır. Aynı gece evdeki gürültülere uyanınca filmin videoda kendi kendine oynadığını görür. Filmdeki figüranlardan biri kendisinin beş yıl önceki hâline tıpatıp, ikiz gibi benzemektedir. Tertuliano bu adamın izini sürmeye çalışır; saplantıya dönüşen arayışının tedirgin edici, hatta dehşet verici sonuçlara ulaşacağını anladığında ve adamın kim olduğunu öğrendiğinde garip bir hikâye gibi başlayan olay, kimlik ve benlik üzerine karmaşık bir düşünceler silsilesine dönüşecektir. José Saramago'nun lirik bir anlatımla sunduğu bilinç akışı yöntemiyle okur, metropol yaşamının birey üzerindeki etkisini de bu olağanüstü hikâyenin katmanlarında buluyor. Kopyalanmış Adam sinemaya da Düşman adıyla uyarlanmıştır.

Ölümlü Nesneler

José Saramago’nun Portekiz’de Salazar diktatörlüğü altında yaşadığı dönemde yazdığı öykülerden oluşan, ülkesinde ilk defa 1975 yılında yayımlanmış Ölümlü Nesneler, büyük ustanın dünya çapında ünlenmesine ve Nobel Ödülü’nün kendisine layık görülmesine sebep olan müthiş ironisinin, muazzam öngörüsünün ve zekice geliştirdiği özgün felsefi mantığının erken dönem örneklerini okurlara sunar. Bir sandalyenin diktatörlükteki kader değiştirici önemi; bütün bir ülkeyi tek bir mezara gömmeye çalışan bir lider; kendi idaresini ele geçirmek isteyen bir araba ya da kimsenin itiraz etmediği baskıcı bir düzene isyan eden nesneler etrafında kurduğu bu öyküler, Saramago’nun külliyatındaki, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ya da Körlük gibi okurların büyük hayranlık duyduğu başyapıtlarının tohumlarını da barındırır.

“Saramago da tıpkı Faulkner gibi, kendi kaynaklarına ve nihai hedefine o kadar güveniyor ki imkânsız olan herhangi bir şeye can verebilir.”

-John Updike, New Yorker -

Çatıdaki Pencere

"Ölmek, varolmuş olmak ve artık olmamaktır," derdi José Saramago. O öldü, artık yok, ama Çatıdaki Pencere Portekiz'de ve Brezilya'da, anadilinin vatanlarında basılır basılmaz insanlar yeni kitabı elden ele dolaştırıp yepyeni bir heyecanla okudular.
Çatıdaki Pencere, José Saramago'nun yazarlığının erken döneminde yazdığı, ama ölümünden sonra yayımlanan romanı. Eşi Pilar del Rio'nun dediği gibi, Çatıdaki Pencere Saramago'ya giriş kapısıdır ve her okur için bir keşif olacaktır. Sanki mükemmel bir halka tamamlanıyormuş gibi. Sanki ölüm yokmuş gibi.

Mağara 

Kentlere giderek yayılan dev alışveriş merkezlerinin ve yaşam sitelerinin hayatımızda yarattığı değişiklikler üzerine, Saramago'nun her zamanki incelikli üslubuyla kotardığı bir roman, Mağara. Günümüz dünyasının yükselen trendleri olan tüketim ve steril yaşam mekânlarının sembolü olan bir 'Merkez'le, basit, geleneksel ama hakiki duygularla dolu üretken yaşamın sembolü yaşlı bir çömlekçiyi karşı karşıya getiren büyük usta Saramago, basit bir durumu hayranlık uyandıran felsefi bir alegoriye dönüştürüyor: Sıcak masalsı anlatısı ve sempatik karakterleri, devasa reklam kampanyalarıyla birer harikalar diyarı olarak sunulan yaşam projelerinin insan ruhunun Platonik mağarasından öteye geçemeyeceğini gösteriyor.
"Proust'ta olduğu gibi, Saramago'nun cümlelerinden birinin içine çekilmek de, bir dolambaçtan biçim alan bir dünyaya çekilmektir." The New York Times Book Review
"Hayatta kalma mücadelesi veren sıradan insanlara heyecanlı, muhteşem yazılmış, son derece büyüleyici, eski moda denebilecek kadar romantik, yer yer de çarpıcı bir bakış." Book Magazin


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın